Paylaş Ekle

SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİĞİ HASTA SAYISI 100 BİNİ BULABİLİR
Antalya’da gerçekleştirilen 27’inci ’Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi’ ve 20’inci ’Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında böbrek yetmezliğinin hipertansiyon ve şeker hastalığına bağlı olarak giderek arttığı ifade edildi. Nefroloji uzmanları artışın bu hızla devam etmesi halinde 2015 yılında son dönem böbrek yetmezliği hasta sayısının 100 bine ulaşabileceğini söyledi.

Antalya’da gerçekleştirilen 27’inci ’Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresi’ ve 20’inci ’Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında böbrek hastalıkları ve böbrek yetmezliği ile ilgili son gelişmeler değerlendirildi. Basın toplantısına Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Rafi Kapuağası, Prof. Dr. Tugay Arınsoy, Prof. Dr. Taner Çamsarı, Prof. Dr. Kenan Ateş, Prof. Dr. Cengiz Utaş, Prof. Dr. Tevfik Ecder, Prof. Dr. Bülent Atun, Prof. Dr. Kamil Serdengeçti katıldı. Böbrek yetmezliğinin en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Süleymanlar, geçen yıl 41 merkezde 2 bin 362 hastaya böbrek nakli yapıldığını söyledi. Aymed İlaç

Süleymanlar: ‘Mahşerin Üç Atlısı: Böbrek, Hipertansiyon ve Şeker Hastalığı’

Kongre Başkanı Prof. Dr. Gültekin Süleymanlar, son dönem böbrek yetmezliğine ulaşmış Pakistan veya Hindistan vatandaşının diyaliz imkanına ulaşma şansının yüzde 5-10 arasında olduğunu, buna karşı Türkiye’de diyalize ulaşımın yüzde yüz olduğunu ifade etti. Diyaliz merkezi olmayan ilçe kalmadığını vurgulayan Süleymanlar, “Böbrek hastalarında şeker ve tansiyon büyük sıkıntı yaratıyor. Diyabete bağlı böbrek yetmezliği yüzde 33'lere yaklaştı. Toplumda şeker hastalığı görülme sıklığı yüzde 12. 50 gibi yüksek bir rakama ulaştı. Hipertansiyon, böbrek ve şeker hastalığının bir arada görülmemesi gerekiyor. Bunlar mahşerin üç atlısı, böbrek, hipertansiyon ve şeker hastalığı' dedi.

Arınsoy: “Bir Hastanın Yıllık Tedavi Maliyeti 22 Bin 500 Dolar”

Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Turgay Arınsoy, yaklaşık 6 kişiden birinin Türkiye’de kronik böbrek hastası olduğunu, kronik böbrek yetmezliği sıklığının yüzde 15. 7 oranında bulunduğunu söyledi. Arınsoy: “Böbrek yetmezliği oluştuktan sonra yapılacak 3 çeşit tedavimiz var. Bunlardan bir tanesi hemodiyaliz, bir diğeri periton diyalizi ve böbrek nakli. Hemodiyaliz ve periton diyalizi hastayı yaşatmak için olmazsa olmaz tedaviler. Tabi bunlar hastayı sağlığına kavuşturan gerçek tedaviler değil. Gerçek tedavi böbrek naklidir. Son iki yılda böbrek nakli sayıları arttı. 2009 yılı sonuna baktığımız zaman 2362 hastaya böbrek nakli yapıldı. Ancak aynı yıl içinde 10 bin tane yeni hasta sisteme eklendi. 10 bin tane yeni son dönem diyaliz tedavisi görmesi gereken hasta çıktı. Bu rakamda gösteriyor ki nakil sayımız yetersiz. Nakillerin yüzde 79'unun canlı, yüzde 21'inin kadavradan yapılıyor. Organ bağışında sıkıntı yaşıyoruz. Yıllık hasta artış oranının yüzde 11. Bir böbrek hastasının yıllık tedavi maliyeti 22 bin 500 dolar” şeklinde konuştu.

Utaş: “6 Kişiden Birinde Böbrek Hasarı Var”

Erciyes Üniversitesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Prof. Dr. Cengiz Utaş, toplumda 5-6 kişiden birinde böbrek hasarı olduğunu belirterek, '10 milyon civarında böbrek hasarlı kişi olduğunu biliyoruz' dedi. Bir böbrek hastasının yaşatılması amacıyla ilaç masrafı hariç tedavi masrafı için 1 milyar dolara ihtiyaç olduğunu anlatan Prof. Dr. Utaş, 2015 yılında böbrek yetmezliği olan hasta sayısının 100 bini bulacağını tahmin ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Utaş, 'Ancak bunun ülkemize getireceği yükü iyi ele almak lazım. Bu ülkemize ağır maliyetleri olan bir hastalık. Bu hastaları yaşatabilmemiz için mutlaka bu tedavilere ihtiyacımız var. Bu tedavilerin günümüz için maliyeti kabaca 1 milyar doların üzerinde. İlaç tedavileri hariç. Son dönem böbrek yetmezliğine ulaşmadan önce hastaları koruyup evre1 den 4 kadar olan hastaları önceden belirleyip bu hastalarda hastalığın ilerlemesini engellememiz ana prensibimiz olmak durumunda. Bunun içinde halkın bilinçlenmesi ve böbrek hastalığının farkındalığının artırılması gerekmektedir ' diye konuştu.

Ateş: “En Büyük Risk Grubunu Şeker Hastaları Oluşturuyor”

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Kenan Ateş ise kronik böbrek hastalığı için en büyük risk grubunu şeker hastalarının oluşturduğunu söyledi. Ateş, “Şeker hastalarının yüzde 12'si kronik böbrek hastası. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi son dönem böbrek hastalığı olgularının yaklaşık 3’te birini şeker hastaları oluşturmakta. Kronik böbrek hastalığı sıklığını azaltacaksak, bunun yolu kronik şeker hastalığını azaltmadan geçiyor. Ülkemizde kronik böbrek hastalığı ve kronik böbrek hastalığı ile ilişkili diyabet, hipertansiyon son derece yüksek. Bunun bir mali boyutu var. Bu nedenle hem hasta sağlığı açısından hem de ülke ekonomisi açısından kronik böbrek hastalığını ve ilişkili hastalıkların sıklığını azaltmamız gerekiyor. Tabi ki hastalanmış olan kişiyi en iyi şekilde tedavi etmeye çalışacağız ama toplumsal bazda baktığımız zaman bu yolda kişilerin hastalanmasını engellememiz gerekiyor. Böbrek hastalıklarının çoğunlukla sinsi seyrettiğini göz önüne alacak olursak bu konuda toplumsal bilinci ve farkındalığı artırmak çok büyük önem arz etmektedir ' dedi.

Kapuağası: “Bakanlık Ekmekte Tuz Oranını Düşürmek İçin Çalışma Yürütüyor”

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Arif Kapuağası, böbrek yetmezliği olan hastaların diyaliz giderlerinin ekonomiye 25 bin dolarlık maliyet getirdiğini vurgulayarak, organ nakli yapılan hastanın maliyetinin daha düşük ve yaşam standardının daha yüksek olduğunu kaydetti. Böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerinden birinin tuz olduğunu belirten Kapuağası, şunları söyledi: 'Bakanlığımız ekmekte tuz oranını düşürmek için çalışma yürütüyor. Bakanımızın talimatı ile halk ekmek ve ekmek üreticileriyle tuz oranının düşürülmesi konusunda görüşülüyor. Türk toplumu olarak ekmeği çok tüketiyoruz. Ekmekten aldığımız tuz miktarı günlük 12 miligram. Bunun aşağı çekilmesi gerekiyor. Sadece ekmekte değil, cips gibi tuz içeren diğer gıda ürünlerinde de tuz kısıtlamasına gidilebilir. Buna ilişkin çalışmalar yapılıyor. Günlük tükettiğimiz ekmekten tuz ihtiyacımızı karşıladığımız bir durum var, bunun azaltılması için yakında büyük adımlar atılacak ve bunlar kamuoyuna duyurulacaktır. Yakında bu çalışmalarımız meyvesini verir. '

Ecder: “Önerilenin Üç Katı Tuz Tüketiyoruz”

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. Tevfik Ecder de, Türkiye'de günde kişi başı 18 gram tuz tüketildiğini belirtti. Günlük önerilen tuz miktarının 6 gramın altında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ecder, 'Biz önerilenin üç katı tuz tüketiyoruz. Kendisinde hipertansiyon olduğu bilinen ve tuzsuz yediğini söyleyen bir kişinin günlük tuz tüketimi 16 gram' dedi. Tuz tüketimini azaltmaya yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ecder, şöyle devam etti: 'Bazı ülkelerde tuza yönelik tedbirler alınıyor. Ekmeğin içine atılacak tuz miktarının azaltılması en büyük adım olacaktır. Bir ekmeğin içinde 5-6 gram tuz var. Günlük alınan 18 gramlık tuzun 11-12 gramı sadece ekmekten alınıyor. Ekmekteki tuz miktarı azaltılırsa büyük bir adım atılmış olur. Damak zevki zamanla değişebilir, eğer tuzsuz yemeye alışırsak damak zevkimiz o yönde değişebilir. Bu tür önlemler milyonlarca kişinin kalp damar hastalığını önleyecek ve geciktirecek toplum sağlığını iyileştirecektir. '

Altun: “Hipertansiyon Ve Böbrek Hastalığı İlişkili”

Türkiye’de hipertansiyon oranının yüzde 32. 7 olduğunu belirten Prof. Dr. Bülent Altun ise, şöyle konuştu: 'Türkiye’de şu an 16 milyon hipertansif var. İlaç kullanım oranı ise yüzde 30 seviyelerinde. Hipertansiyon ve böbrek hastalığıyla ilgili önemli ilişkiler var. Her 4 hipertansiyon hastasından birinde kronik böbrek yetmezliği söz konusu oluyor. Dört hipertansiyon hastasının biri de diyabet hastası. Hipertansiyonun kontrolü böbrek hastalığının ilerleyişini yavaşlatmak adına çok önemli. Hipertansiyonu kontrol altına almak için tuz tüketimine dikkat edip, düzenli egzersiz yapmak, beslenme alışkanlıklarımızı değiştirip meyve ve sebze yemek, alkol ve sigara kullanımını dengelemek gerekiyor. '

Engin KAHRAMAN
Sağlık Dergisi
10/22/2010